Orfe

Orfe

Film · 1950 · 10 kişi

Fransız şair ve sinemacı Jean Cocteau, 1950'de siyah-beyaz fantastik dram Orfe'yi (Fransızca özgün adı Orphée) yazıp yönetti. Antik Yunan'daki Orpheus ile Eurydice söylencesini Cocteau'nun gerçeküstü diliyle yeniden anlatır. Film, yönetmenin 1926 tarihli aynı adlı oyunundan kısmen yararlanır ve Bir Şairin Kanı ile Orfe'nin Vasiyetnamesi arasında duran Orfe Üçlemesi'nin ikinci filmidir. İlk gösterimi 1 Mart 1950'de Cannes Film Festivali'nde yapıldı; 1951'de BAFTA'da en iyi film dalında aday oldu. Türkiye'de ilk kez Nisan 2000'de İstanbul Film Festivali'nde gösterildi.

Hikâye, 1950'lerin Paris'ine taşınmıştır. Şairlerin buluştuğu Café des Poètes'te oturan ünlü şair Orphée (Jean Marais), gözden düştüğünü hisseden orta yaşlı bir sanatçıdır. Kafede genç şair Cégéste, bir Prensesin yanında kavga çıkarır ve ardından bir kazada ölür. Ölümün simgesi olan Prenses (Maria Casarès), Orphée'yi de yanına alır. Orphée'nin ihmal ettiği karısı Eurydice (Marie Déa) da benzer bir kazada ölünce, Orphée onu geri getirmek için ölüler diyarına iner. Şoför Heurtebise'i François Périer oynar. Öteki dünyaya geçiş aynalardan olur.

Görüntüleri Nicolas Hayer, müziği Cocteau'nun sürekli besteci Georges Auric yaptı. Orphée'nin aslında Cocteau olduğu, filmin şifreli bir otobiyografi sayılabileceği öne sürülmüştür; Orphée'yi oynayan Jean Marais, yönetmenin gerçek hayattaki sevgilisiydi.

YönetmenJean Cocteau

Tepkiler

En fazla 3 tepki seçebilirsiniz.

Oyuncular

Yalnızca sitemizde profili bulunan oyuncular listelenir.

Farklı gözlerle

Sinefil Senaryo, kurgu ve yönetmenlik tercihlerine bakan, formül işlere mesafeli bir bakış.

Cocteau'nun Orfe'si, sinemanın bir göz yanıltma sanatı olduğunu sevinçle hatırlatan filmlerden. Söylenceyi 1950'lerin Paris'ine taşıması, ölümü bir Prenses olarak cisimleştirmesi ve öteki dünyaya geçişi aynalara bağlaması, sade ama son derece etkili bir şiirsel mantık kuruyor. Nicolas Hayer'in siyah-beyaz görüntüleri bu düşsel dünyaya keskin bir doku veriyor, Georges Auric'in müziği de havayı tamamlıyor. Maria Casarès'in Prenses'i soğukluğu ve çekiciliğiyle filmin asıl merkezine dönüşüyor; Jean Marais ise gözden düştüğünü hisseden kibirli şairi inandırıcı kılıyor. Anlatı zaman zaman simgelerin ağırlığı altında yavaşlıyor, ama bu, kendi kurallarını kendisi koyan bir filmin ödediği bedel.

Yeşilçam Nostaljisi Klasiklerle büyümüş, sıcak hikâye ve güçlü oyunculuk arayan bir izleyici bakışı.

Yeşilçam'la büyümüş bir göz için Orfe bambaşka bir kapı aralıyor; bizim melodramlarımızın sıcaklığı yerine şiirin serinliği var burada. Yine de özünde tanıdık bir duygu yatıyor: sevdiğini kaybeden ve onu geri almak için her şeyi göze alan bir insan. Orpheus ile Eurydice söylencesini bilen biri için eski bir hikâyenin yeni bir kılığa bürünmesi ayrı bir zevk. İtiraf edeyim, karakterlere gönülden yaklaşmak her an kolay değil; Cocteau kalpten çok hayal gücüne sesleniyor. Ama aynalardan geçilen o dünya insanın aklından kolay kolay çıkmıyor.

Aile İzleyicisi Evde herkesle birlikte izlenebilir mi diye bakan, mizaha ve duyguya önem veren bir bakış.

Siyah-beyaz, Fransızca ve oldukça düşsel bir film. Konusu ölüm ve kayıp üzerine kurulu; bir kafe kavgası ve ölümcül kazalar da hikâyenin içinde. Küçük çocuklara hem ağır hem yavaş gelebilir. Mitolojiye meraklı gençler ve yetişkinler için daha uygun. Birlikte izleyip ardından Orpheus söylencesini konuşmak güzel bir aile sohbeti açabilir.

Bunlar okur yorumu değildir: editörlerimizin farklı izleyici bakış açılarıyla, yapay zekâ desteğiyle hazırladığı kısa değerlendirmelerdir. Okurlarımızın yorumları aşağıdadır.

İncelemeler (0)

Giriş Yap İnceleme yazmak için giriş yapın.

Yorumlar